2 Nisan 2007 Pazartesi

Blog Yağmuru

Blog kardeşliğinin aralık ayından beri süren sessizliğinde, herhalde eski tantanası kalmadı bu işlerin, heyacanı sönen herkes diye düşünürken "blog yazarlari" topluluğu çıktı karşıma.

İçerik odaklı bir mecra olan blogların kişisel profiller çerçevesinde değerlendirilmesi fikri enteresan geldi. Üye olduktan sonra bazı bloglar güzel görününce, buralara apartman yapılmadan, ne varmış ne yokmuş diye şoyle bir keşfe çıktım. Bir saatin sonunda 240 civarında üyenin tümünün bloglarını ziyaret etmiştim.

Bu hızlı gezinti sırasında kimi adresler tekrar ziyaret edilmek üzere saklandı, kimisinin de köşesindeki çarpı işaretine tıklandı. Bu sürecin sonunda nasıl oluyor da bu kadar çabuk değerlendirebiliyorum diye merak ettim ve kriterleri düşündüm:

  1. İlk etken web adresi. Blogcu.com servisini kullananların adreslerine tıklamadan geçtim. Bunun önyargılı bir davranış olduğunu biliyorum ama sanıyorum şimdiye kadar ki deneyimlerin oluşturduğu bir sonuç. Nadiren tıkladığımda da yanılmadığımı söylemek isterim.
  2. Bir şekilde adrese tıkladıktan sonra tasarım karşılıyor ekran başındakileri. Rüküş bir tasarım görünce okunmadan kapatıyorum. Sanıyorum burada tasarıma sinen duygunun metne de sirayet edeceği düşünülüyor olmalı.
  3. İlk iki maddeyi geçebilenlerin bir kaç cümlesini okuduktan sonra karar mekanizması çalışıyor. İlk yazı okunmuş ve hala karar verilememişse bir kaç yazıya daha göz ucuyla baktıktan sonra hüküm veriyorum. Buraya kadar gelince genelde kaydet butonu göz kırpıyor.
  4. Metinde şekil şartı. Aynı paragraf içinde vurgu amaçlı farklı renklendirme anında kapattırıyor pencereyi. Vurgulamak için duruma göre kalın veya italik yazmak fazlasıyla yeterli. Siyah harflerin içinde kırmızılar, sarılar gözü yormaktan başka hiç bir işe yaramıyor.
  5. Dilin kullanımı. Yazar derdini açık bir şekilde anlatabildikten sonra imla kurallarının bekçiliğini yapacak değilim. Konuşma dilinden kopup gelen 'diil' , 'bi şi' gibi ifadeler de göze batmıyor fakat okumayı zorlaştıran noktalama işareti eksikliği çıldırtıyor. Özellikle eksik virgüller çok can sıkıyor, öyle miydi böyle mi?
  6. Bir de chat kutuları! Bu akımı kim başlatmıştı bilmiyorum lakin eski fiyakasının kalmadığı da bir gerçek. Akla yatkın bir sebep söyleyemeyeceğim fakat chat kutusu bulunan sitelerden de hazetmiyorum.
  7. Sayfa yüklenir yüklenmez sormadan etmeden çalmaya başlayan mp3 kutusu yahut tamamen koda gömülmüş, durdurulması imkansız mp3. Canım arkadaşım, yapma etme. Belki aynı müzik zevkini paylaşmıyoruz ya da ne bileyim bilgisayarın sesini açık unuttuk? Bu şekilde okuyucuya söz hakkı tanımayan, ne biliyorsa onu dayatan arkadaşları da maalesef tekrar ziyaret edemiyorum.
Bu ve bunun gibi bilimsel kriterlere göre yapılan eleme sonucunda elimizde kaydedilmiş 20 kadar adres kaldı. Tabi tam burada bazı blogların da içerik olarak kapsama alanı dışında kaldığını hatırlamakta fayda var. Bir blog ormanı macerası daha böylece sona erdi...

*Yukarda listelenen hususların hiç bir tutarlılığı yoktur, tamamen kişisel görüşler, serbest atışlardır. Pek tabii ki herkes sitesini pembeye boyayip, kocaman yanıp sönen kalpler koymakta serbesttir.

11 yorum:

Ayse dedi ki...

Siteye henüz girmedim, buradan oraya gideceğim, kıstaslarımızın büyük kısmı uyuşuyor, ama renkli yazmak çok da fena değil sanki:)Yepyeni görünüyor blog, güle güle kullanın!:)

deryik dedi ki...

renk olacaksa da kırmızı olsun bi tek; çünkü ben kullanıyorum. evet tamamen duygusal sebepler :P

aniden başlayan şarkılar kadar beni diken diken edenbi şi yok. özellikle güzelim peru şarkılarının ortasındayken "hem annemi hem babamı, ben köyümü özlediimm" nağmesi... cık cık cık.

bi de her tarafı kalabalık kuşatılmış bloglar var, orda bi şi ilanı burda bi şi arama motoru. "yazı nerde" diyo insan yahu.

yeni tükkan hayırlı uğurlu olsun :)

pino dedi ki...

hayırlı uğurlu olsun:)
bende koda gömülmüş mp3lerden hazzetmiyorum..çalmaya başladığı an aynen kaçıyorum:)
ve de blogcunun tasarım nedeni ile kaybettiğini düşünüyorum. çünkü çok dağınık ve abuk subuk rengarenk farklı fontlarda yazıyorlar yazılarını..çok kötü görünüyor bence..

turuncu dedi ki...

ayşe
teşekkür ederim :)
renk meselesine de açıklık getirelim, siyah metnin içinde kırmızı veya mavi vurgu iyi güzel de hemen ardından sarı, yeşil vs. kovalayınca olmuyor :)

deryik
bunca zaman ben mi farketmedim diye tekrar baktim ama siyah sanirim. yine de bana güven olmaz. yok o değil, tamemen duygusal sebeplerle gelen dizeleri diyorsan eyvallah. onlarla ilgili sorunum yok, yukarda söyledim ya :)

hayırlı olsun dileklerin için teşekkürler.

pino
çok teşekkürler :)

sunthing dedi ki...

Merhaba Kurabiye canavarı. Blogcu.com hakkında aynı hissiyatları paylaşıyorum."Belli olmaz, belki de güzel bir şeydir" diyip tıkladığım her adreste hüsrana uğradım, nasıl bir şeydir anlamadım, ıyyykk! Gözü yoran fonlar, yanıp sönen gif imajları, rengarenk fontlar ve aniden çalmaya başlayan mp3ler de ayrı bir alem... Yerinde tespitler olmuş.

gece dedi ki...

tüm maddelere katılıyorum. özellikle blogcu olanına :)

tosantosun dedi ki...

"İnsanların hissiyatlarını bloglarını böyle acımasızca kesip biçemezsiniz, böyle yukardan yukardan, 'blog aleminin elit ve entelektüel kesimi' makamından konuşamazsınız.

Siz kimsiniz lan ibibikler!!!"

Ben de her bloga ve habere acar yorumlar bırakan, haber portallarının olmazsa olmaz delisi, caps lock bağıran, üç ünlemle çemkiren, ekseriya milliyetçi kanada mensup bir genç prototipiyim. Yakışmış mı?

(bi de yeni blog aldım blogcu'dan, hepinize tavrım var, isyanım var.)

tosantosun dedi ki...

His -> hissiyat
hissiyat-lar -> yanlış.

His denen şeyin çoğulunu ifade için halihazırda bir "hissiyat" kelimesi varken -bilmem ki Türkçeleştirmek adına mı- bir de çoğul eki eklemek de neyin nesi oluyor?

Elit ve entelektüel değilim, üstüne üstlük milliyetçiyim ama dilime sizden daha çok saygı gösteriyorum.

İroni yaptım onu bile anlamadınız.

Şimdi ben sizin gibi elit ve entelektüel kesimin taa bloguna yazmaz mıyım?

Adsız dedi ki...

Merhabalar
Google de başka birşey ararken tesadüfen yolum buraya düştü.Yazınızı okurken tam da yakın zaman öncesine kadar tamamen katıldığım düşünceler olduğunu gördüm.Mp3 ler konusunda tamamen katılıyorum ama ....benim de hem bloggerde hem blogcu da iki ayrı bloğum var.Blogspottaki asık yüzlü, son derece sade, tamamen asil takılan bir blog.Blogcudaki ise her ne kadar yanıp sönen ışıltılı objeler olmasada,sayfayı kalabalık gösteren lüzümsuz nesneler olmasada sizin tanımınızla rüküş hatta kokoş bir blog ;)) blogger de kişiliğimin sade,asil ve hanımefendi yönünü yansıtırken blogcuda hepimizin içinde bulunduğundan emin olduğum küçük çocuğu ortaya çıkardım .Hatta sayfamın arkaplanını neredeyse her hafta değiştiriyorum o anki ruh halim nasıl isterse farklı stillerde süslü püslü tasarlıyorum.Ve bu bana terapi gibi geliyor .Bloggerde ki bloğuma kimseler uğramazken blogcuda ki bloğum ziyaretçiler konusunda tavan yapıyor ;)) geo visite dünyadan ziyaretçilerim i görünce şaşkınlık içinde kalıyorum. Ayrıca cbox meselesine gelince pc yi açtığında insanların sana yazdığı güzel mesajları okumak bence çok hoş.Lütfen kimseleri küçümsemeyelim, yukarıdan konuşur pozlara girmeyelim,evet insanlar bloglarını çok zevksiz tasarlıyor olabilirler ama
unutmayalım ki çok çeşitlilik, çok renklilik bizim zenginliğimizdir. SEVGİLER.....

ONALTIKIRKALTI dedi ki...

medea cezire'yi takip ederken followthefever ve turuncunun ardından kurabiye canavarına kadar geldim. Yolumu kaybetmiş gibiyim... Bir en baştan bakayım şöyle dedim, ilk birkaç yazı beni sarmadı ama bu yazıyı okuyunca hepsine tamamen katıldığım için aynen kurabiye canavarına kendi blogumda link verdim. Bu kadar mı olur kardeşim, bire bir aynı şeyleri hissediyor muşuz...

turuncu dedi ki...

onaltikirkalti, ilginiz için teşekkürler.

kurabiye canavarı, henüz kendi sesini bulamamış görece yeni bir proje. daha çok followthefever'da yer bulamayan konuları dile getirmek ve üslup/şekil açısından yenilikleri deneyebilmek için oluşturuldu.

yine de beğenmenize sevindim. :)